Nöbet Eylemini Engelleyen Yöneticilere Suç Duyurusu

Hastasiempre tarafından yazıldı. Aktif . Yayınlanma Dilekçeler

 

9 Şubat 2015 tarihinde bu yana okullarımızda nöbet tutmama eylemi yapmaktayız. İşyeri temsilcilerimizden aldığımız duyumlara göre, bazı okullarda okul müdürleri çeşitli engellemelerle nöbet eylemimize mani olmaya çalışmaktadır. Bu tür sorunlar yaşayan üyelerimiz için Şube Yönetimi olarak suç duyurusunda bulunacağız.

 

 

 

 

 

 

…………  CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

 

SUÇ DUYURUSUNDA

BULUNAN                 : ……………………….. T.C. No:……………………….

                                   EĞİTİM SEN …………. Şube Başkanı

                                   …………………… (Adres yazılacak)                                   

 

ŞÜPHELİLER           (Aşağıdaki kısma, üyeleri tehdit eden, nöbet tutmaları için zorlayan ya da nöbet tuttukları için  ceza veren, onayan okul müdürü, il veya ilçe milli eğitim müdürü, kaymakam ya da vali kimlerse onlar yazılacak)

1-ad-soyad (    görevi )

                                   Adres

 

2- ad-soyad (    görevi    )

                                   Adres

 

                                   3- ad-soyad (    görevi    )

                                   Adres

 

SUÇ                            : Sendikal hakların kullanılmasını engellemek (TCK.Madde 118/1-2).

 

SUÇ TARİHİ             : (Buraya işlemin yapıldığı, soruşturmaların açıldığı, cezaların verildiği tarih ay ve yıl olarak yazılmalıdır.)

 

KONUSU                   : Kamu davası açılması

 

OLAYLAR

Şube başkanı olduğum Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) tarafından, 05.02.2015 gün ve 11 sayılı Merkez Yürütme Kurulu Kararı ile Nöbet hizmetinin fazla mesai olarak kabul edilmesi ve ücretlendirilmesi ve her türlü ek ödemenin temel ücrete yansıtılması talebi ile; 9 Şubat 2015 tarihinde tüm işyerlerinde nöbetlerin fazla mesai olarak kabul edilmesi ve ücretlendirilmesini talep eden dilekçelerimiz okul / kurum müdürlüklerine verilmesi, Öğretmenler kurulu toplantılarında konuya bakışımızı anlatan bildirilerin okunması ve taleplerimiz yerine gelinceye dek nöbet görevinin yerine getirilmemesine karar verilmiştir.  

Söz konusu MYK kararı 05.02.2015 gün, 2015/300/208 sayı ve “Nöbet Hk.” konulu yazısıyla şube ve temsilciliklere göndermiştir. Yazıda;

Eğitim Sen olarak;

  • Öncelikle nöbet hizmetinin ortak-yasal bir zemine dayandırılması ve uygulamadaki farklılıklara son verilmeli.
  • Nöbet görevleri en fazla haftada bir gün olmak üzere, Yönetmeliklere koşulları belirlenmiş bütün öğretmenlere eşit olarak dağıtılmalıdır.
  • Öğretmenlerin nöbetçi oldukları günlerde ders ve diğer görevleri azaltılmalı, öğretmenin nöbeti sırasında dinlenecek zaman ve mekân yaratılmalıdır.
  • Ek ders ücretleri günün koşullarına göre uyarlanmalı her türlü ek ödeme temel ücrete yansıtılmalıdır.
  • Diğer meslek gruplarında nöbet hizmeti “Fazla Mesai ” olarak kabul görmekte ve bunun için ek bir ücret ödemesi yapılmaktadır. Öğretmenlere nöbet hizmetleri için herhangi bir ek ücret ödemesinin yapılmaması Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine aykırı olduğundan; nöbet hizmeti angarya olmaktan çıkarılıp “fazla mesai” olarak kabul edilmeli ve 4 saat ek ders ücreti ödenmelidir. Ayrıca ek ders ücretleri iki katına çıkarılmalıdır.

Talepleri ile 9 Şubat 2015 tarihinde tüm iş yerlerinde nöbetlerin fazla mesai olarak kabul edilmesi ve ücretlendirilmesini talep eden dilekçelerimiz okul / kurum müdürlüklerine verilecek, Öğretmenler kurulu toplantılarında konuya bakışımızı anlatan bildiriler okunacak ve taleplerimiz yerine gelinceye dek nöbet tutulmayacaktır.” denilmektedir.  

Alınan karar doğrultusunda ve yasalarla tanınan haklara dayanılarak 9 Şubat 2015 tarihinden itibaren üyelerimiz tarafından, belirtilen etkinlik gerçekleştirilmiştir. Ancak sendikanın nöbet tutmama eylemi kararı ve gerekçesini Okul Müdürlüğüne sunarak bu eyleme katılmak isteyen üyelerimiz, ayrımcı ve eyleme katılmayı caydırıcı davranışlara maruz kalmışlardır.(Burada üyelerin maruz kaldığı tutum ve davranışlar anlatılacak) Akabinde de bu etkinliğe katıldıkları gerekçesiyle ………………….. okulunda/ilinde/ilçesinde çalışan üyelerimize soruşturmalar açılarak disiplin cezaları verilmiştir.

Şüpheliler bu fiil ve ifadeleri ile üyelerimizin sendikal haklarının kullanılmasını engellenme suçunu içeren TCK 118/1-2  maddesindeki suçları işlemişlerdir. Şüpheliler hakkında yasal kovuşturma yapılarak eylemlerine uyan ilgili ceza maddelerinden kamu davası açılmalıdır. Şöyle ki; 

Eğitim Sen, kamu çalışanlarının eğitim ve bilim hizmet kolunda örgütlendiği yaklaşık 130 bin üyesi, 98  şubesi ve 400 temsilciliği bulunan bir sendikadır.

Takdir edersiniz ki, yasal bir örgüte üye olmak, o örgütün yetkili organları tarafından alınan kararlara uymak, bu kararlar doğrultusunda gerçekleştirilen eylem ve etkinliklere katılma yükümlülüğünü de gerektirir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. Maddesinin son fıkrasında; “…Usulüne göre yürürlüğe konulmuş  Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usülüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır…” hükmü uygulanır, denilmektedir.

151 sayılı İLO Sözleşmesi’nin 3.maddesinde “Bu sözleşmenin uygulanması bakımından kamu görevlileri örgütü deyimi oluşumu ne olursa olsun amacı kamu görevlilerinin çıkarlarını savunmak ve geliştirmek olan herhangi bir örgüt anlamına gelir” hükmüne yer verilerek kamu çalışanların çıkarlarını savunmak amacıyla etkinliklerde bulunabilecekleri açıkça kabul edilmiştir.

Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı`nın 28. maddesi çalışan ve işveren örgütlerinin, Topluluk hukuku, ulusal yasalar ve uygulamalara göre toplu sözleşmeler müzakere etme, imzalama, menfaat çatışması halinde grev dâhil, kendi çıkarlarını korumak için toplu eylem yapma hakkını düzenlemiştir.

Bu nedenle de üyelerimizin sendikanın aldığı karar uyarınca gerçekleştirilen etkinliğe katılmaları sendikal ve demokratik hakların kullanılması niteliğindedir.

87 Nolu ILO Sözleşmesi’nin 3/1 maddesi uyarınca “Çalışanların ve işverenlerin örgütleri, tüzük ve yönetmeliklerini düzenlemek, temsilcilerini serbestçe seçmek, yönetim ve etkinlerini düzenlemek ve iş programlarını belirlemek hakkına sahiptir”. Aynı maddenin 2. fıkrasında, “Kamu makamları bu hakkı sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına engel olacak nitelikte her türlü müdahaleden sakınmalıdır” hükmüne yer verilmiş, bu hakkın kullanılmasının kamu makamlarınca engellenmeyeceği belirtilerek çalışanlar korunmuştur.

Oysa  şüpheliler yukarıda açıkladığımız gibi üyelerimizin sendikal haklarını kullanmasını hukuka aykırı şekilde engellemeye çalışmışlardır.

Kamu görevlilerinin, sendikaların aldığı karar doğrultusunda toplu eylem hakkı insan hakları sözleşmeleri ve Anayasa ile güvence altına alınmış olup, bu güvenceye göre verilen pek çok mahkeme kararı da ulunmaktadır:

-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi KESK’e bağlı Yapı Yol Sen’in yaptığı başvuru sonucu,  27 Mart 2007 günü verdiği kararında (Karaçay – Türkiye); “…AİHM, devlet memurlarının maaşlarının artış oranını protesto etmek amacıyla üyesi olduğu KESK’in düzenlediği eyleme katılması nedeniyle disiplin cezası adı altında başvurana uyarma cezasının verildiğini not etmektedir. Oysa verilen ceza, her ne kadar düşük olsa da, kendisi gibi sendikaya üye kişilerin çıkarlarını savunmak amacıyla sendika üyelerinin grev ve eylemlere yasal olarak katılmamasına yönelik caydırıcı bir niteliğe sahiptir.” Gerekçesiyle, başvurana verilen uyarma cezasının “demokratik toplumda gerekli olmadığı” tespitiyle, AİHS’in 11. maddesini ihlal ettiği sonucuna varmıştır.

-AİHM, Yapı Yol Sen’in yaptığı, 17 Temmuz 2007 günü karara bağlanan (Satılmış ve Diğerleri – Türkiye) başvurusunda ise “Grev yapma hakkı ile ilgili olarak AİHM, her ne kadar 11. maddede bu hak açık bir şekilde ifade edilmemişse de bu hakkın tanınması, hiç kuşkusuz en önemli sendikal haklardan bir tanesini teşkil etmektedir.Sözleşmeci Devletlerin sendikal özgürlüğü sağlamak amacıyla izleyebilecekleri pek çok yol bulunmaktadır.” Şeklinde kararı vermiştir. 

-İş bırakma eylemine katılan öğretmenler adına açılan ve 17 Temmuz 2008 günü karara bağlanan başvuruda (Urcan ve Diğerleri – Türkiye) AİHM şu kararı vermiştir: “… Mahkeme, başvuranların çalışma koşullarının iyileştirilmesini talep etmek amacıyla Eğitim- Sen sendikası tarafından organize edilen bir günlük greve katıldıkları gerekçesi ile çarptırıldıkları hapis cezalarının para cezasına çevrildiğini, aynı şekilde öğretmen sıfatı ile geçici bir süre kamu hizmetinde bulunmaktan men edildiklerini kaydetmiştir. Oysa suçlama cezaları, sendika üyelerini ve böyle bir grev gününe veya derneklerinin çıkarlarını savunmak amacıyla yapılan eylemlere yasal olarak katılmak isteyen tüm diğer insanları caydırıcı niteliktedir. Mahkeme başvuranlara uygulanan cezai yaptırımların ‘demokratik bir toplumda gerekli olmadığı” sonucuna varmıştır. Bu durumda Sözleşmenin 11. Maddesi ihlal edilmiştir.”

-AİHM Enerji Yapı Yol Sen – Türkiye başvurusunda, toplu iş bırakma ve iş yavaşlatma eyleminin 13 Nisan 1996 tarihli Başbakanlık Genelgesi ile yasaklanarak, iş bırakma eylemine katılanların cezalandırılacağına dair uyarılmasını,üyelerinin çıkarlarını savunmak amacıyla eylemlere veya greve katılmayı isteyen sendika üyeleri ve diğer kişiler açısından bir müdahale niteliğinde görerek, genel bir grev yasağının Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Benzer eylemler iç hukuk yargı organlarınca da yasal ve  meşru kabul edilmektedir.

-Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 2009/1063 Esas, 2013/1998 Karar, 22.05.2013 tarihli kararında “Avrupa insan Hakları Mahkemesi 15.09.2009 tarihli Kaya ve Seyhan- Türkiye kararında (Ap.no: 30946/04) Eğitim Sen üyesi öğretmenlere, 11.12.2003 tarihinde KESK’in çağrısına uyarak, parlamentoda tartışılmakta olan kamu yönetimi kanun tasarısını protesto etmek için düzenlenen  bir günlük ulusal eyleme katılmaları nedeniyle 11/12/2003 tarihinde göreve gelmedikleri için uyarma cezası verilmesinin, her ne kadar bu ceza küçük olsa da, sendika üyelerinin çıkarlarını korumak için meşru grev ve eylem günlerine katılmaktan  vazgeçirecek bir nitelik taşıdığı, öğretmenlere verilen disiplin cezasının “acil bir sosyal ihtiyaca” tekabül etmediği ve bu nedenle “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varılmış, , bunun sonucu olarak bu davada, başvuranların  AİHS’nin 11. Maddesi anlamında gösteri yapma özgürlüğünü etkili bir şekilde kullanma haklarının orantısız  olarak çiğnendiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. Maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bu durumda davacının sendikal faaliyet gereği, 11/12/2003 tarihinde göreve gelmem eyleminin  özürsüz olarak bir veya iki gün göreve gelmemek fiilinin mazeret olarak kabulü gerektiğinden, disiplin suçu teşkil etmeyen eylem nedeniyle davacıya 657 sayılı Kanunun 125/C-b maddesi uyarınca aylıktan kesme cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka  uyarlık bulunamamıştır.” Sendika kararı doğrultusunda 1 veya 2 gün göreve gitmem eylemini geçerli bir mazeret sayarak, bu nedenle tesis edilen disiplin cezasını hukuka aykırı bulmuştur.

-Danıştay 1. Dairesinin E.2001/3307, K.2001/4415 sayılı kararının gerekçesinde şu açıklamaya yer verilmiştir: “Olayda, davacının üyesi bulunduğu sendikanın yetkili kurullarınca alınan karara uyarak, kamu görevlilerinin içinde bulunduğu mali sıkıntının kısmen düzeltilmesi ve kamuoyunca bilinen bu sıkıntıları yine kamuoyuna anlatarak desteğinin sağlanması amacıyla 1.12.2000 tarihinde bir gün göreve gelmemek eylemini gerçekleştirdiği anlaşılmış olup, davacının sendikal faaliyet kapsamında bir gün süreyle göreve gelmemesi fiilinin mazeret olarak kabulünün gerektiği, dolayısıyla 657 sayılı yasanın 125/C-b maddesinde öngörülen “özürsüz” olarak bir gün göreve gelmemek fiilinin sübuta ermediği görülmüştür.”

-Danıştay 12. Dairesinin E.2004/4643, K.2005/313 sayılı Danıştay 12. Dairesinin E.2005/5767, K.2008/225 sayılı kararlarının gerekçesinde şu açıklamaya yer verilmiştir: “…davacının üyesi bulunduğu sendikanın yetkili kurullarınca alınan, üretimden gelen güçlerini kullanma çağırışına uyarak 11.12.2003 tarihinde göreve gelmediği anlaşılmış olup, davacının sendikal faaliyet kapsamında göreve gelmemesi fiilinin mazeret olarak kabulünün gerektiği dolayısıyla 657 sayılı. Yasanın 125/C-b maddesi anlamında özürsüz olarak göreve gelmemek fiilinin sübuta ermediği görülmüştür. Bu durumda, disiplin suçu teşkil etmeyen eylem nedeniyle davacı hakkında tesis olunan işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukukî isabet görülmemiştir.”

-Danıştay 12. Dairesi E.2006/2180, K.2008/2808 sayılı bir başka kararının gerekçesinde de kamu çalışanının üyesi bulunduğu sendikanın yetkili kurullarınca alınan karara uyarak kamu görevlilerinin içinde bulundukları mali sıkıntıların düzeltilmesi bununa ilişkin kamuoyu desteğinin sağlanması amacıyla 11.12.2003 tarihinde 1 gün göreve gelmemek eylemi, sendikal faaliyet kapsamında haklı mazeret olarak kabulü gerektiği, disiplin suçu teşkil etmeyen eylem nedeniyle, 657 sayılı kanunun 125/C-b maddesinde öngörülen “özürsüz olarak bir gün göreve gelmemek” kapsamında cezalandırılmasını hukuka aykırı bulmuştur.

Üyelerimiz savunmalarında her zaman Sendika üyelerinin bu tür etkinliklere katılmasının4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda da düzenlendiğini, bu yasal düzenlemeler karşısında  disiplin cezası verilmesinin hukuki olmadığını belirtmelerine rağmen, Şüpheliler ceza vermekle tehdit ve ceza vermekte ısrar etmişlerdir. Oysa konu ile ilgili olarak Başbakanlık genelgelerinde, 4688 sayılı Kanunun uygulanabilirliği, toplumsal uzlaşma ve demokrasi kültürünün geliştirilmesi ve çalışma barışının sürekliliğinin sağlanması açısından, amir düzeyindeki kamu görevlilerinin, sendika üyeleri arasında ayrımcı işlemler yapmaması gerektiği vurgulanmıştır.

Avrupa insan hakları sözleşmesi,  Anayasa, Sendikalar Kanunu ve ilgili mevzuat gereği, sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi hukuk aykırıdır.

Şüphelilerin fiilleri, Türk Ceza Kanunu sendikal faaliyetlerinin engellenmesini düzenleyen  TCK madde 118/1-2 gereği de suçtur.

Türk Ceza Kanununun “Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi” başlıklı 118. Maddesinde;

“(1) Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.  

   (2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur…”denilmektedir. 

Ayrıca, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 6. Maddesinde;

Devlet memurları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na ve kanunlarına bağlı kalmak ve milletin hizmetinde Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarını sadakatle uygulamak zorundadır.” Denilmektedir.

Anayasa’nın 129. Maddesinde de, memurların ve diğer kamu görevlilerinin “Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlü” oldukları belirtilmiştir.

Ceza kanununda yer alan bu düzenleme ile Anayasa ve Uluslararası sözleşmeler ile sendikal hakların varlığını tanıyan devlet, bu haklardan sendika üyelerinin gereği gibi faydalanabilmelerini, bu özgürlükleri mevzuatında yer verdiği şekliyle hayata geçirmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda da hakların kullanılmasına engel olunması karşısında gerekli önlemleri almıştır. Madde hükmü bireysel ve kolektif sendikal hakları korumaya yönelmektedir. Maddenin 1. fıkrasında sendikaya üye olma, ayrılma, sendika faaliyetlerine katılma veya katılmama, sendikada görev alma ya da görevinden ayrılma gibi bireysel, 2. fıkrasında ise sendikaların bir bütün olarak (kolektif olarak) faaliyetlerini özgür bir şekilde yerine getirmeleri sağlanmak istenmektedir.Bireysel sendika özgürlüğü; kişilerin özgürce sendika kurabilmeleri, kurulmuş bu sendikalara üye olabilmeleri, üyelikten ayrılabilmeleri, sendika yöneticisi veya temsilcisi olabilmeleri, sendikal faaliyetlere katılmaları veya katılmamaları, bu tür birliklerin dışında kalmaları, Kolektif sendika özgürlüğü ise;sendikaların üyelerinden bağımsız tüzel kişi olarak varlıklarını koruma ve kendilerine özgü faaliyetlerini yerine getirmeleri anlamına gelmektedir.

Maddenin 1. fıkra hükmünde suçun maddi unsuru olarak cebir ve tehdit gösterilmektedir.Cebir, bir kimsenin icrai veya ihmali bir harekette bulunması için maddi şekilde zorlanmasıdır ve fiziki olarak bir müdahalenin varlığını gerektirir.Tehdit ise, sözlük anlamı itibarı ile;“gözdağı vermek, korkutmak, tehlikeli bir durum yaratmak”(Türkçe Sözlük, 1988/b: 1438) şeklinde tarif edilmektedir. “Manevi cebir” şeklinde de tanımlanmaktadır.Tehdit fiilinde, cebirden farklı olarak mağdur üzerinde doğrudan fiziki bir etkide bulunulmamakta, mağdur bir saldırının gerçekleşeceği beyanıyla korkutulmakta, sindirilmekte ve sonuç olarak da failin istediğini yapmak durumunda kalmaktadır. Cebirde, mağdura yönelik olarak iradeyi etkilemeye yönelik fiziksel bir şiddet kullanılması söz konusu olduğundan, cebirde şimdiki zamana dönük ve gerçek, tehditte ise ileriye dönük ve olası bir zarar söz konusu olmaktadır. Tehdit fiilinin söz konusu suçu oluşturabilmesi için tehdit konusu hukuksal değere yönelik bir saldırının gerçekleşmiş olmasına gerek yoktur, saldırının gerçekleşme olasılığının objektif olarak var olması yeterlidir. Ayrıca tehdit kapsamındaki zarar beyanının objektif anlamda ciddi nitelik taşıması, mağdur üzerinde korku yaratmaya uygun, elverişli ve uygun olması gerekmektedir.118. maddesinin 1. fıkrasında, mağdurun sendikaya üye olması veya olmaması, sendikanın faaliyetlerine katılması veya katılmaması, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılması şeklindeki zarar sonucunun gerçekleşmesinin aranmayıp tehlike sonucunun gerçekleşmesi yeterli sayıldığından sonuç bakımından bu suçun “tehlike suçu” olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Yani sendikal faaliyetleri engellemeye yönelik hareketin yapılması yeterli olup bunun sonucunda mağdurun madde hükmünde öngörülen zararlara uğramasının zorunlu olmadığı açıktır. Tehdit veya cebir kullanılması suçun oluşumu için yeterli olup aynı zamanda kişinin sendikal görevinden ayrılması veya faaliyetlere katılmaktan vazgeçmiş olması gibi bir sonuç aranmamaktadır. Bu amaçlarla, kişiye karşı cebir veya tehdit kullanılması, söz konusu suç tamamlanmış gibi cezalandırılabilmek için yeterlidir. Suçun manevi unsuru ise kasttır. Bu husus tartışmalı olsa da burada ifade edilen kast özel kasttır. Yani Sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, Sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak, şeklindeki amaçların gerçekleştirilmesi ve bunun fail tarafından istenmesi gerekmektedir.

Bu olayda Şüpheliler, sendikanın aldığı karar doğrultusunda gerçekleştirilen etkinliğe katılarak sendikal haklarını kullanan EĞİTİM SEN ve diğer sendika üyelerinin cezalandırılmaları yönünde işlem yapmış, geleceğe dönük olarak sendika üyelerini, sendikal haklarını kullanmaktan caydırmış, TCK’na aykırı davranışta bulunarak TCK 118/1-2 maddedeki suçu işlemişlerdir.

Bu sebeplerle şüphelilerin eylemlerine uyan ilgili ceza maddelerinden kamu davası açılmasını talep etme zorunluluğu doğmuştur.

HUKUKİ SEBEPLER           : T.C.K.’nun 118. ve diğer ilgili maddeleri, T.C. Anayasası, 4688 sayılı Kanun ve ilgili Yönetmelikleri, 4483 Sayılı Kanun, Ulusalararası Anlaşmalar, ilgili sair mevzuat.

SÜBUT SEBEPLER              : Sendika kararı, işlemler ile ilgili evraklar, tanık, yemin, ikmali mümkün her türlü delil.

SONUÇ VE İSTEM               : Yukarıda açıklanan ve resen gözetilecek nedenlerle, şüpheliler hakkında 4483 sayılı Yasa uyarınca işlem yapılmasını, kamu davası açılarak cezalandırılmalarını saygılarımla dilerim.  …/…/2015

 

             ŞİKAYETÇİ

                                                                                       Ad, soyad

                                                                       EĞİTİM SEN ……… Şube Başkanı

 

EKLER:

1-Sendika eylem kararı,

2-

3-

 

TANIKLAR:

1-ad-soyad-adres-tlf

2-